Muvazaa Nedir ve Hangi Durumlar Muvazaa Oluşturur

Sözleşmenin kurulabilmesi için sözleşmenin esaslı unsurlarını içeren öneri ve bu öneri beyanı ile uyuşan bir kabul beyanı gerekmektedir. Kabul beyanının karşı tarafa ulaşması ile sözleşme ilişkisi kurulmuş olur. Kısacası bir “Sözleşme” ilişkisinde tarafların iradeleri birbirlerine uygun olmalıdır. Hukukumuz bahsedilen şekilde oluşmuş bir sözleşme ilişkisi korunur ve olası uyuşmazlıklar taraflardan birinin talebi ile kanunda öngörülen şekilde çözümlenir. Ancak her zaman bahsedilen şekilde oluşmuş bir sözleşme ilişkisi kanun önünde geçerli olmayabilir. Bunun nedeni bu sözleşmenin kurulmasında muvazaa olması nedeniyledir.

Muvazaa en kısa tabiri ile tarafların, gerçek iradelerini gizlemek amacıyla yapmış oldukları işlemlerdir. Hukukumuzda sıkça karşılaşılan muvazaalı işlemler irade ile irade beyanı arasındaki uyumsuzluk olarak nitelendirilebilir. Taraflar sözleşmenin kurulması için gerekli koşulları taşıyan öneri ve kabul beyanlarında bulunarak sözleşme ilişkisini kurmuş olurlar. Ancak kurulan sözleşme tarafların gerçek iradelerini taşımaz. Aslında gerçekte yapmak istemedikleri bir sözleşmeyi dış dünyaya, yani kendileri dışındaki herkese karşı yapmış gibi görünürler. Gerçekte ise ya başka bir işlem yapma iradesi vardır ya da herhangi bir işlem yapma iradesi olmaksızın üçüncü kişileri aldatma amacı söz konusudur.

6098 sayılı Borçlar Kanunun 19. maddesinde muvazaa “Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz.” şeklinde düzenlenmiş olup, başkaca bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Muvazaa ile ilgili olarak da görünürde işlemin geçersizliğinin hukuki dayanağını Borçlar Kanunun 19. maddesinden almaktadır. Konunun detayları doktrin ve yargı kararları ile genişletilmiştir.

Mutlak Muvazaa

Tarafların gerçekte yapmak istemedikleri bir sözleşmeyi üçüncü kişilere karşı yapmış gibi görünmekle birlikte gizlenen başka bir sözleşme ilişkisinin bulunmadığı muvazaa türüdür. Mutlak muvazaanın genellikle kişilerin bir hukuki yaptırımdan ya da aleyhine oluşabilecek sonuçlardan kurtulmak için yapmış oldukları işlemlerdir. Örneğin haciz işleminde kurtulmak için taşınmazını bir başkasına devretmek gibi. Aslında mutlak muvazaa niteliği taşıyan işlemlerin çoğunluğunu taşınmaz devri ile ilgili işlemle oluşturuyor. Nitekim Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 2016/5110 Esas 2019/4100 Karar sayılı kararında taraflar arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi olduğu, imardan kaynaklanan problemler nedeni ile tapuda işlem yapılamadığı, imar sorunu giderildiğinde ise tapu işlemlerinin yapılacağı söylenerek davalının davacıyı oyaladığı belirtilmiş ve “davalının, kötü niyetli olarak davacıya ait arsa payı karşılığı olarak yapılan daireleri 08.12.2011 tarihinde diğer davalıya sattığı, akabinde diğer davalının da 29.03.2013 tarihinde aynı daireleri bir başkasına sattığı tespit edilmiş ve davalılar arasında tapuda yapılan bu devir ve tescil işleminin mutlak muvazaa ile batıl olduğu” hükme bağlanmıştır. Yargı kararına konu olayda davalı tarafından diğer davalıya ve diğer davalıdan da bir başkasına yapılan devir sadece davacıdan mal kaçırma amacıyla yapılmıştır. Oysa ki bu kişilerin gerçekte herhangi bir işlem yapma iradesi yoktu.

Nispi Muvazaa

Nispi muvazaa, tarafların yapmak istedikleri ancak üçüncü kişilerin bilmesini istemedikleri bir sözleşmeyi gizlemek için görünürde iradeleri ile uyuşmayan bir başka sözleşme yapmaları olarak tanımlanabilir. Muvazaanın en çok rastlanılan türü nispi muvazaadır. İrade ile beyan arasında bilerek ve isteyerek oluşturulan uyumsuzluk ile taraflar aslında iradelerine uygun bir sözleşme yapmaları durumunda karşılaşacakları olumsuz sonuçların üstesinden gelmeyi amaçlamaktadırlar. Bu nedenle görünürde bir işlem yaparak söz konusu olumsuz sonuçları ortadan kaldırırlar.

Nispi muvazaanın en sık görüldüğü durumlardan birisi mirasbırakanın mirasçılardan birine daha fazla mal bırakmak amacıyla bağışlamayı iradesini gizleyerek o malları satmış gibi göstermesidir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2016/15433 Esas 2020/901 Karar sayılı kararında davacının, mirasbırakan babasının maliki olduğu 550, 753, 874 ve 1088 parsel sayılı taşınmazlarını ölümünden kısa bir süre önce davalı oğluna satış suretiyle devrettiğini, mirasbırakanın mal satmaya ihtiyacı olmadığı gibi davalının da alım gücünün bulunmadığını, temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı olduğu gerekçesi ile muvazaa olgusunun sabit olduğuna ve davanın kabulüne karar verilmiştir. Yine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2016/15156 Esas 2020/904 Karar sayılı dosyasında davacı, mirasbırakan annesinin maliki olduğu 41516 ada 4 parsel sayılı taşınmazı davalı çocuklarına satış suretiyle devrettiğini, temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı, bedelsiz ve muvazaalı olduğunu ileri sürmüş, tapu kaydının iptali ile miras payı oranında mirasçıları adına tescilini istemiş. Mahkeme de muvazaa olgusunun sabit olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermiştir.

Yukarıdaki iki yargı kararında da mirasbırakan mirasçıların saklı paylarının aşılacağı için bağışlama yapamayacağı ya da ölümünden sonra istediği miktarda (örneğin iki katlı bir ev) mal bırakamayacağı için muvazaaya başvurarak davalı mirasçı ile gerçek iradesi ile uyuşmayan muvazaalı sözleşme yapmıştır. Nitekim nispi muvazaa nedeniyle mahkemece hükme bağlanmıştır.

Muvazaanın Sonuçları

6098 sayılı Kanunun 19. maddesinin açık hükmü karşısında sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların gerçek iradeleri esas alınacaktır.Bu nedenle tarafların iradelerini yansıtmayan görünürde işlem muvazaa nedeniyle hükümsüzdür. Mutlak muvazaada sadece görünürde bir işlem olması ve hükümsüz olması nedeniyle ortada herhangi bir işlem yapılmamış olacaktır. Örneğin mutlak muvazaa nedeniyle taşınmaz devir işlemi iptal edildiğinde ortada bu kişilere ait bir devir işlemi veya başka herhangi bir hukuki işlem yapılmamış olacaktır.

Nispi muvazaa açısından değerlendirildiğinde durum biraz daha farklılık arz etmektedir. Mutlak muvazaada olduğu gibi görünürde işlem hükümsüz olacaktır. Ancak burada gizlenen bir başka işlem de söz konusudur. Yukarıda Yargıtay kararına konu olayda yer alan satış sözleşmesi altına gizlenen bir bağışlama iradesi mevcuttur. Söz konusu durumda eğer gizlenen hukuki işlem “Şekil Şartlarını” taşıyorsa geçerli olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial